Gönül Kapılarımızı Aralayan Misafir: Ramazan-ı Şerif
Havada tatlı bir telaş, kalplerde tanıdık bir heyecan var. Zamanın akışı yavaşlamış, ruhlarımız adeta bir arınma mevsimine hazırlanıyor. On bir aydır hasretle yolunu gözlediğimiz o kutlu misafir, o gönüllerin sultanı kapımızı çalmak üzere: Ramazan-ı Şerif.
Ramazan, sadece bir takvim yaprağının değişmesi, sadece midelerin aç kalması değildir. O, ruhun gıdasını bulduğu, kalbin pasını sildiği, insanın kendine ve Rabbine döndüğü bir içsel yolculuktur.
Günlük hayatın koşuşturmacası içinde unuttuğumuz, ertelediğimiz ne varsa hepsini bir bir hatırlatan bir ilahi duraktır.
Bu ayın hikmeti, yalnızca açın halinden anlamakla sınırlı değildir.
Elbette bu, en temel derslerinden biridir. Bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun ne denli büyük bir nimet olduğunu en derinden hissettiğimiz anlardır oruçlu geçen saatler. Bu his, bizi şükrün en halis haline ulaştırır. Ama hikmet, daha derindedir.
Oruç, aslında irademize giydirdiğimiz bir zırhtır. Bizi esir alan alışkanlıklarımıza, öfkemize, dilimizin kötü sözlerine karşı sabrı kuşandığımız bir terbiye mektebidir. Nefsimizin zincirlerini kırıp ruhumuzu özgürleştirdiğimiz bir diriliş ayıdır Ramazan.
Ve paylaşmak... İşte Ramazan'ı Ramazan yapan en büyük faziletlerden biri.
Yıl boyunca belki de hiç bir araya gelmeyen ailelerin aynı iftar sofrasında buluştuğu, "Allah kabul etsin" dualarının birbirine karıştığı o anların sıcaklığını hangi ziyafet verebilir? İftar sofraları, sadece yemeklerin değil, sevginin, muhabbetin ve bereketin paylaşıldığı kutsal mekanlara dönüşür. Komşuya uzatılan bir tabak yemek, kapısını çaldığımız bir ihtiyaç sahibi, yolda kalmış birine ikram edilen bir hurma... İşte bunlar, orucumuzu taçlandıran, bizi "biz" yapan en kıymetli amellerdir.
Paylaşmak, cüzdanımızdakini eksiltmek değil, tam aksine kalbimizdekini ve soframızdakini çoğaltmaktır.
Çünkü Ramazan'da anlarız ki, bereket paylaştıkça artan ilahi bir sırdır. Bir hurmayı ikiye bölmenin lezzeti, en lüks restorandaki yemekten daha tatlı gelir.
Çünkü o hurmada sadece şeker değil, kardeşlik, empati ve Allah rızası vardır.Bu mübarek ay, Kur'an ayıdır aynı zamanda.
Raflarda duran Mushaf-ı Şerif'in kalbimize indiği, ayetlerin manasının ruhumuzda yankılandığı bir aydır. Teravih namazlarında omuz omuza saf tutarken hissettiğimiz o manevi huzur, sahur vaktinin o eşsiz sessizliği ve bereketi, dualar için semaya kalkan milyonlarca el...
Tüm bunlar, bizi bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlatan, ümmet olma şuurunu iliklerimize kadar hissettiren anlardır.
Gelin, bu Ramazan'ı bir fırsat bilelim. Kırgınlıklarımızı bir kenara bırakıp barışalım. Kapımızı ve gönlümüzü sadece sevdiklerimize değil, herkese açalım. Sofralarımızı paylaşalım, ama daha da önemlisi tebessümümüzü, duamızı ve sevgimizi paylaşalım. Bırakalım bu kutlu misafir, evlerimize girdiği gibi kalplerimize de girsin; ruhumuzu onarsın, bizi iyileştirsin ve daha iyi bir insan olma yolunda adımlarımızı güçlendirsin.
Hoş geldin ey Şehr-i Ramazan! Gönül kapılarımız sana ardına kadar açık... Getirdiğin rahmet, mağfiret ve bereketle ruhlarımızı doyur, kalplerimizi birleştir.
Ramazan-ı Şerif'iniz mübarek, dualarınız kabul, sofralarınız bereketli olsun.
Yorumlar